Tag Archives: canım sıkılıyor

KURT MASALI

poo

  • Bu bir film tanıtım yazısı değildir; ama okunduğu zaman maalesef, önlenemez bir şekilde, filmi tanıtmış olur.
  • Bu yazı filmin senaryosuyla ilgili spoiler içermez; ama bol bol duygusal spoiler içerir. (Yine de görsellere dikkat!)

Havanın sizi dışarı davet edecek ısı ve ışıklandırmada olmadığı bir gün… Zaten 11:oo sularında uyanarak günü iç etmişsiniz. Sırayla kardeşten,  anneden, babadan gelen “Ooo Toprak İşçisi nihayet uyanmışsın, biz seni…” diye başlayan esprileri, alayları, sataşmaları dinlemişsin. Kahvaltıydı, yüzünü yıkadındı kuruladındı derken saat olmuş 15:00. Sorumlulukların var, masaya oturup çalışman gerekiyor. Masaya oturduğun an, masa tam da karnından baskı uygulayarak seni itiyor, “Kalk git başımdan!” diyor. Kalkıp gazeteye yöneliyorsun  ama pazar günü olması sebebiyle gazetenin devamlı “ek doğurması”nı saçma bulup bu fikri bulanlara saydırıyorsun: “Ne yani, tüm pazar günümüzü sizi okumaya mı ayıracağız!” Gazeteleri de bırakıp kalkıp yürüyorsun ama daha ne yapacağına karar veremeden “ev bitiyor”. En nihayetinde canın sıkılıyor işte be kardeşim.

İşte canımın böylesi sıkıldığı bir günde izledim bu filmi. Ama bu sıkıntı bir ruh sıkıntısı değildi; sadece hayata dair sorumluluklarımı yerine getirmeden önce biraz neşemi bulmak istiyordum. Madem çalışacağım “önce yakıt” diyordum, “aç ayı oynamaz” diyordum, diyordum da diyordum…

Gidip abimi kontrol ediyorum bir kez daha -bazen çok eğlenceli olabilir kendisi-, ama onun depoda bolca yakıtı olmalı ki ekonomi raporları arasında çoktan kaybolmuş bile.

Odama geri dönünce bilgisayarıma bakıp “Hadi gel de efendine biraz masal anlat” diyorum.

Film izleme listemde ki sırada olan film “A Good Rain Knows”; ama filmin afişinin, oyuncularının “Bu Bir Romantikli Dramdır!” uyarısını net ve yoğun bir şekilde verdiğini görünce filmi hiç tıklamamış gibi yaparak bir sonraki filme bakıyorum: A Warewolf Boy.

süt

Nam-ı diğer: Süt

Konusuna bakıyorum: Kurt diyor, bıkkınlıkla püff diyorum; aşk diyor, aman ne yüce   deyip gözlerimi deviriyorum. Korku-komedi-aşk  zorlama/saçmalama senaryolarından  biri sanıyorum. Bir de filmin afişinde ki çocuğun bizim “Süt”(1) olduğunu fark edince “Daha neler, Süt’ten kurt mu olurmuş be” diye daha da yadsıyorum filmi. Zira alışmışız vampiri oynayan oyuncunun vampiri, kurdu oynayan oyuncunun da kurdu andırmasına… Yorumların birazını okuyunca izlemeye karar veriyorum; çünkü söylenenlerin ortak noktası bildiğimiz kurt-kız aşkı olmadığı yönünde…

Ve üstüme battaniyemi alıp, köşeme kıvrılıyorum; beynimin “masal dinleme” dalgalarını açıyor ve diğer dalgaları omurilik soğanıma doğru baskılıyorum… 

Film başlıyor…

Filmin afişi maalesef klişe olmaktan uzaklaşamamış.

Filmin afişi maalesef “klişe olmanın” tanımını yapıyor adeta.

Film biraz geçmişe biraz geleceğe giden kurgulu bir yapıda, ama hikayenin sırrını kurgulu filmlere özgü bir şekilde “Dur daha öküzün büyüğü ahırda duruyor!” diyerek bizi süründürmüyor. Paat diye “İşte öküzümüz bu!” deyiveriyor. Biz de heyecana, gerilime gark olmadan yavaş yavaş filme dahil oluyoruz.

  Kötü adam giriyor perdeye, kahramanımız hiç sevmiyor bu adamı, orası belli ama biz de hiç sevmiyoruz, tiksiniyoruz şahsın sıfatından da varlığından da! Gitse de gelmese! Ama masal bu, kötü kurt olmazsa büyükanneyi nasıl kurtaracak kırmızı başlıklı kız…

Kötü adamın perdeden çıktığı sahnelerde bizim Süt ile kahramanımız birlikte eğleniyorlar, bizde eğleniyoruz; gülüyorlar bizde gülüyoruz; dertleşiyorlar bizde dert almış kadar oluyoruz, nefret ediyorlar birilerinden bizde nefret ediyoruz onlarla birlikte!

Masal bu ya, mekan yok, zaman da yok! Ülke belli ama terk edilmiş bir köy… Zaman aralığı belli ama başlangıç noktası da sonu da belli değil zamanın… Zaten olması gereken de böylesi. Masal tam olarak; evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler berber, develer tellâl iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… minvalinde ilerliyor.

Sonrasında, alıştığımız fantastik holiyvud filmlerinden biliyoruz ki, kurt ile kız aşık olmalı… Kurt kıza yanlışlıkla zarar vermeli… Zaten bu  tarz hikayelerde ki aşkın üstünlüğü de her zaman aşkın imkansızlığından ileri gelirdi.

Ama beklenen olmuyor; aralarında güçlü bir sevgi bağı oluşuyor ama aşk değil bu, en azından aşk denilince akla ilk gelen şekliyle değil… Derin bir bağlılık var ama şehvetten yoksun… Süt kılığındaki kurdumuz, dostluğun kitabını masaldaki tüm insanlar için yeniden yazıyor sadece kız için değil.

        “Şu dünyada yüzde yüz saf aşk diye bir şey var mı? Aşk toplu bir kavramdır. Kişinin dış görünüşü, bilgi düzeyi, kalbi, karakteri… Bunlardan sadece birine aşık olunabilir mi? Aşk bunların hepsini içerir. Ama bu dile dökülmez insanlar tarafından, herkes sahip olduğu aşkın toplama değil de saf aşk olduğuna inanır…”(2)

İşte bu yüzden saf aşkın da, saf dostluğun da, saf bağlılığın da hayalini kuran insanoğlunun sözcüleri; kalkmış kuşu konuşturmuş insan ile… Sadakatin kitabını köpek ile yazmış masallarda… Saf aşkı insana yakıştıramadığından dolayı, kurdu insan kılığına sokup ona insanı insandan çok sevdirerek, bize kurttan insanlık hikayeleri dinletmiş; biz de adını fantastikli masal koymuşuz…

Fairy_taleBence, sonra holiyvud bozdu bu masalları, kurdun kuşun insan kılığına girip insanı sevmesini aldı “sex her zaman satar” ilkesiyle sardı sarmaladı. Bu filmin diğer “kurt-kuzu aşkı” konulu filmlerden ayrıldığı nokta da buralarda bir yerde… Kurt sevebileceği kadar seviyor ama bir kurdun yapabileceğinden fazlasını yapamıyor… Kız da tam olarak bir insandan beklenecek kadar seviyor; bir insandan beklenecek kadar fedakarlık gösteriyor; dostluğu da bağlılığı da vefası da bir insandan beklenecek kadar oluyor… Kız insanlığını aşıp da, yedi kat gökleri delerek, dünyanın düzenini değiştiren bir kahraman olarak hikayedeki yerine dönmüyor. Masal başlarken “insan” idi masal biter iken de “insan” olarak kalmaya devam ediyor…

Filmden, kurdun nasıl insan gibi göründüğünü açıklaması bekleniyor tabii ki. Masalcı amca, yine masal dünyasını sarsmadan bilimsel/siyasi/askeri açıklamaları verip konuyu kapatıyor. Onunla birlikte biz de konuyu kapatıyoruz, çünkü masal için yeterli bu açıklamalar. “Seyirciyi aptal yerine koymuşunuz gene” diye sinirlenmiyoruz…

A_Werewolf_Boy-0028Masal ilerlerken kız oğlana “keşke konuşsan” minvalinden bir şeyler söylüyor. Aa-a diye şaşırıyoruz, çünkü biz filmi bitirdik neredeyse ama Süt’ün konuşmadığını hiç fark etmedik. Hani ilk başta demiştik ya “Böyle süt tipliden kurt mu olurmuş”. Olunca böyle oluyormuş, süt gibi kurt oluyormuş, uysal mı uysal, ağzı var dili yok… Ama bizim Süt’ün oyunculuğunu değerlendiremeyeceğim, çünkü hikayeden bu kadar etkilenmiş iken tarafsız olmam söz konusu olamaz  bence. Ama kötü oynasaydı gözüme batardı herhalde.

Sonradan sonradan, kötü adam yanına daha fazla kötü adam alarak geri döner köye… Herkes sinirlenip gerginleşir ama yine de kimse olacakların önüne geçemez ve ilk olarak kız ağlamaya başlar. Kız ağlayınca kurt da ağlar… Kız ağlar kurt ağlar da masalın takipçisi nasıl ağ-la-maz! Gözyaşlarımız sel oldu aktı demeyeceğim, ama bayağı bir hırpaladı bu insan bünyemizi… Bir de “Kacima!(3)” kelimesi geçer ki bu sahnelerin birin de, boza üstü leblebi misali tuz biber olur acımızın üstüne…

Kacima!

Güldük, hüzünlendik, yaralandık, ağladık ve masalı bitirdik, artık tamamdır; çocuklar uyuyabilir; yetişkinler biraz daha kalıp sohbet edecek;))

Filmden geriye kalan detaylar:

  • – Kötü adam filmden vakitlice ayrıldı, misyonunu tamamladıktan sonra tekrar takrar hortlayıp da bizi sinir etmedi. Teşekkürler senarist; zira sinirlenmeden film bitirebilmek şu aralar nadir rastlanan bir durum oldu.
  • –  Film, ağlatan bir film olsa bile “Bu filmi izledikten sonra normal hayatınıza geri dönebilmek için 3-5 komedi filmi izlemeniz gerekir!” tarzı bir film değil. Yıpratmıyor, usulca anlatıp usulca uzaklaşıyor…t
  • – Filmin fragmanını bilerek koymadım; bence filmin sürprizlerini kaçıran ve yanlış beklentiler içine sokan bir fragman. Film izlenmediyse uzak durulmasında fayda var.
  • – Filmde bir “47 yıl” olayı var. 47 yıl sonra “yüzdeki taş izi”nin hala taze durması da kurdun masallara layık saf aşkını/acısını anlatan çok güzel bir detaydı.
  • – Filmin ilk karelerinde gözüken turuncu kazak detayı, insanoğlunun sevgisinin-bağlılığının ölçüsünü göstermek adına bence güzel bir örnek. Bu kadar işte, “seni bana hatırlatacak bir eşya gerek”, yoksa hatırlamayacaktı heralde zira nankör karı:( (Çocuklar yatmıştı değil mi; sövdüm lan ben o karıya bayaaa baya, yaşlı maşlı dinlemedim sövdüm, yine yapsın yine söverim 47 yıl neyyy lağğn!)
  • – Zamanın, tüm insanları ve mekanları değiştirdiği halde, saf sevginin sahibi olan Süt’ün sevgisine de kendisine de dokunmadığını görmek de yine çok naif bir detaydı.
  • – Sevgiyi “başının okşanması”yla öğrenen Süt’ün kendisinin de, sevgisini, oyun arkadaşlarına o şekilde göstermesi;)
  • – Filmin sonunu sevmeyenler oldu. Ama sonu güzeldi bize. Olması gerektiği gibi olması, masalın masal olarak kalmasını sağladı. Hikaye, duygu sömüren aşk hikayelerine dönüşmedi, gerçek kaldı. 
  • – “Mutlu biten hikayeler henüz sonlanmamış olanlardır, mutlu son yoktur.” sözünü çok severim, çok doğrudur. Bu masalın sonu da işte tam da bu bakımdan başka bir şekilde olamazdı. Hani filmi sevince “hiç bitmesin”e kapılırsınız ya, burada öyle olmuyor çünkü herkesi iç rahatlığıyla ait olduklara yerlere yolluyorsunuz. Ama “Bu filmin ikincisi çekilecek.” tarzı bir yollama değil bu, hikaye devam ediyor ama ne olacağını sen biliyorsun artık…
  • – Fantastik/Masal tarzı sevmem diyenlere: Hikayenin işleniş tarzı sıkmıyor, bilinen konuya değişik bir yaklaşım var. Ön yargılarınızı 10 dakika bastırsanız  yeter, gerisini film halleder zaten. (Bu filme de 10 dakikadan sonra devam edemiyorsanız, tarzınızdan bundan sonra hiç şaşmayın derim, sağlammışsınız.) 
  • – Duygusal anlamda çeşitlilik boldu filmde, tek bir aşk konusunda takılıp kalmadı. Film ana dedi, kardeş dedi, arkadaş dedi, komşu dedi, evlat dedi, torun dedi, vefa dedi…

Benden geriye kalan detaylar:

  • – Bence artık böyle “kacima!”lar denmesin. Demesinler öyle! “Kacima”yı öyle diyemezsin oğluuuum, çok üzülüyoruz bak biz burada! “Don’t go” felan deyin, o etkilemiyor.
  • – Bu bizim Süt’ü oğlu yerine koyan bir anne vardı filmde. Anneyi çok sevdik de, pek bir patakladı be oğlanı. Tamam sevdiğinden pataklıyor ammaaa içimiz kıyıldı gene de. O “Yaban”  be teyzem, ne bilsin dur hele…ana
  • – Filmde bir “kardan adam” olayı var. O masal bu masalla çok örtüşüyor, çok sevdim. Lakin; be vicdansız be insafsız, kardan adam yapıp da öyle gideydin, zira ne tutan vardı ne de kovalayan…
  • – Gerçek hayatta kurdu kuzuyu aşka getiremiyor olmamız hep “bekle beni, mutlaka geleceğim” mesajı veremiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Hep ondan bak, kesin! Öyle bir mesaj verebilsek tarım sektörü de canlanırdı, aya da çıkardık. Dediydi dersiniz:) 
  • – Filmin bir yerlerinden alt mesaj olarak “yeterince beklersen/sabredersen aradığın kişi karşına çıkar, senin hazır olman önemli” mesajları esiyor. Benden üst mesaj: Ya bırak bu işleri ya! İnsan için olmaz o dediğin! Hem zaten 47 yıl olayına sinirden kudurmadığıma bakma sen, sonuçta en basitinden ölmüş olabilirdi ya hu! Ya ölseydi! Konuyla ilgili daha fazla açık vermemek için susuyorum yoksa daha da atarlanırdım ama neyse…
  • – Filmin gişesi Kore’de başarılı olmuş. Bir şey diyeceğim, dizisini yapsanıza.  Devam niteliğinde değil de, aynı hikayenin en baştan suyunu çıkarmak şeklinde. Yapmadığınız şey değil zaten kardişim, alışıksınız, sektörünüz böyle örneklerle dolu… (Eğer gaza gelip yaparsanız başrole SÜTü isterük haa, böyle biline!)
  • – Biz vefalı insanlarız vesselam; madem Süt’ün filmini beğendik, bundan sonraki adres Süt’ün son dizisi olan ve halihazırda övgüsünü hep duyduğumuz “Nice Guy” olacaktır. 😉 

Film bittiği zaman isteseniz de istemeseniz de öğrenmiş olacağınız üç kelime: kidariseyo, bogo, kacima.

Filmi bir de biz görelim ama uğraştırma bizi diyorsanız, en kısa yol: http://yeppudaa.com/showthread.php?t=48256

(1): Süt diye bahsedilen kişi Song Joong-Ki’dir. Adı bizim dilimize zor geldiğinden dolayı, yüzüne bakınca aklımıza “süt” kavramından başka bir şey gelmediğinden dolayı ve bütün bunların üstüne, kendi ülkesinde bir süt markasının reklamında oynadığını görmemizden dolayı ismi aramızda Süt olarak kaldı. Muhtemelen yaşı başı süt demeye uygun değildir, ama geçmiş olsun, biz onu artık süt olarak biliyoruz. (Süt lakabı benim tarafımdan verilmedi, üstüme almış gibi olmayayım, ilk kimden çıktı bilmiyorum, ama güzel lakap)

(2): Kim Ji Woon & Kim Jin Hee & Lee Hye Kyung’ dan alıntı.

(3): Kacima: Tabii ki de yanlış yazıyorumdur. Okunduğu gibi bile yazamıyorumdur. Duyduğum gibi yazıyorum:) Korece “gitme” demek.

Reklamlar

4 Yorum

Filed under Filmler yola çıktı geliyor..., Genel