Tag Archives: Mr. Darcy

HİNDİSTAN’DA RADARLARIMIZA Mr. DARCY TAKILDI! [IPKKND]

Öncelikle, rica edeceğim sakin olunuz! Ağlarımıza bir adet Mr. Darcy takıldığı doğrudur; lakin bu “yeni keşfi” açıklamaya başlamadan önce, ‘söz konusu olan Darcy’nin, başlıktan da anlaşılacağı üzere, Kuzey Denizi sularında değil de Umman Denizi dolaylarında keşfedildiğini’ belirtmek istiyorum… Yani mesele şudur ki; bu Darcy İngiliz değil, Hintli. Bu sebeple, eğer birazdan bahsedeceğim şekilde ırkçı sayılabilecek önyargılarınız varsa şimdiden geçmiş olsun… 

Maalesef, “Mr. Darcy nedir, kime denir? bölümü”ne kadar gerilere gidemeyeceğim. Mr. Darcy denilince duruluveren, Aşk ve Gurur denilince dikkat kesilen, Elizabeth denilince istemsizce gülümseyen, Jane Austen denilince kaleme sarılası gelen kişiler hedef kitlemizdir zannımca… Herkesin aşktan anladığı farklıdır tabi ki, ama aşk denilince aklınıza gelenlerden biri de Aşk ve Önyargı (Pride & Prejudice) ise siz de bizimle birlikte içeri buyurunuz efendim…

Bu yeni keşfimin izahatına geçmeden önce, kendi histerilerimi kontrol altına alabilmek adına, kısa bir Basın Açıklaması: Çok sevdiğim ‘yapımların’ beğenilmemesine, hunharca-özensizce eleştirilip ziyan edilmelerine tahammül göstermekte zorlanıyorum, üzülüyorum. Kusursuz olduklarından değil de kıyamadığımdan:) En çok da “Aaaay bu muydu yaaaa?!” minvalinde eleştirenler adına üzülüyorum, çünkü küçücük deniz hıyarlarına (Pseudocolochirus sp.) takılı kalıp büyük balıkları kaçırıyorlar bence ama hadi neyse… İşte tüm bu sebeplerden dolayı, ben, bu söz konusu ettiğim keşfi anlatmaya; onu ne kadar sevdiğimi, ona nasıl ayılıp bayıldığımı anlatarak değil de onu eleştirerek başlayacağım. Öncelikle; sevmediğim, gözüme takılan, saçma bulduğum şeyleri anlatacağım… Çünkü savunma vermek istemiyorum. Elbette kusursuz bir yapım değil, biliyoruz! Eğer kusursuzunu bulmuş olsaydım gelip burada anlatmaz, direk Hindistan’a bilet alırdım;)

Başlangıçta rahatsız edici şeylerden bahsedecek olmamın asıl sebebi: Canını seven kaçsın diye! Çünkü tüm işimin gücümün arasında, bitirme tezimin teslim tarihi yaklaşırken, her şeyi askıya alıp, durdurulamaz bir şekilde 4 günde dizinin 240 bölüm kadarını izlemiş biri olarak, insanlık namına, öncelikle herkese bi’ el aman vermek istiyorum… 

Ve başlıyorum…

  Her şey; internette, siyasal gündemden korunacak şekilde, sağa sola salvo atışları yaparak tıngır mıngır gezer iken, Nefertiti‘nin içerikteki yazısını tıklamamla başladı! Yazı, bir Hint dizisi olan Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon‘u güzelce izah ediyordu. Yazıda ki vurucu noktayı kestim getirdim  buraya bizzat bak:

nefertiti

398 sayısını görünce tam açtım ağzımı “Yok daha neleer, hem de Hiiint jargonuyla hayatta izlenmez!?!!” diyecektim kiiii maziyi hatırlayarak dilimi ısırıp susuverdim. Zira bundan hepi topu 2-3 yıl kadar önce, ben de ,Kore dizisi izleyenlere “Çekiklerin dizisi izlenir mi beğğh?!!” diyengillerdendim… Sonuç ortada; 100’e yakın Kdrama/Jdrama izlemiş biri yazıyor bu satırları şimdi;)

Shame…

    “Büyük konuşmak, büyük lokma yemek” gibi kavramları içeren veciz sözleri zaten atalarımız evvel zamanlarda yazmış çizmiş; ben şimdi bunları tekrarlamayacağım tabii ki de… Lakin yazıdaki 398 sayısına verdiğim tepkiyi arkadaşa (ikimiz de alışmışız 16~20 bölümlük Kdramalara) yansıttığımda şu diyalog geçiyor aramızda:

Toprak İşçisi: 398!!! Kınamıyorum Allah’ım! Tövbe Allah’ım!

Penny: Ayyyy 398 hayatta dayanılmaaaz!

T.İ.: Allah’ım Penny büyük konuştu Allah’ım ben değiiiiil!   ‘2 dakikada adam satılır’ ;))))

P: Ahahahah yeminle valla büyük konuştum başıma gelmesin! Atlaya atlaya izlerim ki;)

T.İ.: Kahkalarla sana katılıyorum! Di mi yaa, atlaya zıplaya o bile biter ki!

P: “Çekikler çirkin” derken fanları olduktan sonra, valla büyük konuşmayacam bu sefer! Hint hiç sevmeyen, tiplerini itici bulan biri olarak Hint fanı olmak istemiyorum, dayanamam.

     Durum özetle bu iken, bizim buralarda ki kıta sahanlığında hakim olan rüzgarlar “398”in tamamen aleyhinde eser iken, ben dedemin beşiğinde tıngır mıngır sallanır iken, evvel zamanının birinde içime kaçmış olan sazan tohumlarının varlığını bilir iken, ‘tohumların yeşermesine engel olmak mümkün değildir bilirim’ der iken, beklenen teşvik cümlesine gün sonuna doğru ulaşıverdim: “Biraz dizinin youtube videolarına bakayım, durum fan kliplerinden anlaşılır zaten.” Ve kaşınan keçi misali videolara tıkladım… Sonra sahnelerden bi’ sahneyi merak ettim. Daha sonra dizi bölümlerinin 20 dakika olduğunu öğrendim. Daha da sonra “Merak ettiğim sahnenin olduğu bölümü izleyeyim, ne de olsa 20 dakika” dedim. 88. bölüme tıklayarak başladım… Nefertiti’den konuya hakim olduğum için 88. bölümden konuya girmekte sorun yaşamadım; zira baktım ki, zaten tam da bu bölümde başrol olan kız adamı sevdiğine anca uyanıyordu. Öncesi hep kavga kıyamettir diyerek 89,90,91,92… pıtı pıtı fıtı fıtı  ilerlemeye başladım. Lakin aile kısımlarını, yan hikayeleri filan tabii ki izlemiyordum, sadece çiftin beraber olduğu yerleri izliyordum. Amma velakin, gel gör ki çiftimizin olduğu kısımlarda da bi’ tuhaflıklar zinciri vardı ki, bu zincir sadece gözümü değil ağzımı burnumu da tırmaladı duruyordu. Daha önce hiç Hint dizisi izlememiş olsam ‘yahu kültüre yabancıyım ondandır’ diyeceğim ama gel gör ki daha önce de Hint-Amerikan ortak yapımı olan Outsourced dizisini izlemiştim. Yahu Hint filmi desen zaten izliyoruz arkadaşım… Ama biliyorum ki ‘diziler’ kültürleri daha sıkı bir şekilde yansıtıyor. Ben Uzak Doğu dizilerine yabancı olmadığım için, bu yeni ‘dizi kültürü’nü biraz garipsedikten sonra akabinde hızlıca kabullenebildim. İlk kez yabancı kültürden bir dizi izleyecekseniz, sizin kabullenme süreciniz biraz daha uzun olabilir belki, ama bence yılmazsanız değecektir… Gerisi biraz da sizin ırkçı damarınızın kalınlığına kalıyor… Dediğim gibi, önceden ben de dizi-film konusunda hayli ‘ırkçı’ydım… Allah selamet versin diyelim:)

Tuhaflıklar zincirine geçmeden önce:

  • Şu an dizinin 328. bölümündeyim. ♥♥
  • Dizi hakkında yazmak için, diziyi bitirmeyi beklemememin sebebi: Biliyorum ki, beynimin fangirl eğilimli kısmı, izledikçe bütün tuhaflıkları mazur görmeye başlayacak. Fanlığın “dibinin olmadığını” kaç insan üzerinde bizzat görmüş biri olarak; iş işten geçmeden, gözlerime perde inmeden yazmak istedim bunları. Ki geç bile kaldım muhtemelen, zira zehir çoktan kana karıştı zannımca doktor…

Dizi başladığından beri beni kaşındıran şeyler:

  • Çiftimiz bakışmaya başladığı zaman, bu bakışma üç gün filan sürebiliyor. İster zamanın göreliliği kuramının açısından bak, istersen gel benim yanımdan bak! Ekran karşısındaki bana göre, yer yer üç günden bile uzun süren bakışmalar oldu. Hatta 20 dakikalık bir bölümün, 5 gün sürmesine sebep olan zaman kırılmaları oluştu uzayda!

         →Bir de, başlarda, algılayamadığım şey şuydu: “Eee, birbirlerinin içine düştüler niye kimse bi’ şey demiyor?” Çünkü evin  salonunda, herkesin içinde filan bakışıyorlar ama kimse de demiyor ki “hayırdır tüplü dalış mı tüpsüz dalış mı?!” Yani gerçekte,  evin salonu değil de düğün salonu gibi kalabalığın dikkatleri dağıtacağı bir ortamda bile, biriyle gözümü almadan bu kadar  bakışacak olsam,  seksenlik gözleri kataraktlı babanem bile konuya uyanır ben sana söyleyeyim.

Bu uzun süren bakışmalara eşlik eden ‘Rabba ve’ şarkısını da işin içine alarak, fanlar bir caps hazırlamış. Gülümseyerek sunuyorum:

rabba

  • Erkek zengin, çok zengin. Mr. Darcy diyorum ya işte o hesap. Hintli Darcy’miz (Arnav), helikopterlerden inip jetlere binen, konaklarda yaşayan biri olarak yansıtılıyor. Ama gel gör ki, 240 bölüm filan izledim, elemanın toplasan 9-10 kıyafeti anca vardır. Döndürüp döndürüp bunları giyiyor. Bu kıyafet çeşitliliğine spora giderken, uyurken, evde takılırken, işe giderken giydikleri dahil! Biz alışmışız zengin dizilerimizde, bir kere  giyilen kıyafetin bir daha giyilmemesine! Yapımcı firmanın sponsorları mı zayıftır nedir anlamadım ki. Bizde ‘kapıcı kızı Feriha’nın bile gardırobu daha geniştir bununkinden. Adam tek güneş gözlüğüyle diziyi bitirdi yahu, bari evdeki gözlüklerinden sete getireydin   sevgili Darcy… Neyse ki, arada bir bu zengin çocuğunu dövüp üstündekileri yırttılar; bazen de düğün dernek filan oldu da değişik bir şeyler giymiş oldu, gözümün kaşıntısı  rahatladı biraz:)

arnav - Kopya (2)    

  • Kız fakir, çok fakir. Bildiğin Hintli Elizabeth işte… Ama kız (Khushi) geleneksel bir kız. Hiç modern kıyafet giymiyor. Gündelik olarak ‘anarkali’ denilen elbise üstü şal, özel günlerde de ‘saree(sari)’ denilen o bildiğimiz tek parça şaldan oluşan büstiyerli kıyafeti giyiyor. Fiyatlarını bilmiyorum ama kızımız hep renk renkti, aynı kıyafetle dönüp durmadı yani, iyi dikiş bildiğindendir belki:) Buraya kadar sorun yok. Lakin kızın gelenekselliğinin devamı olarak gece yatarken giydiği kıyafetler de gelenekseldi. Ama gördük ki geleneksel uyku kıyafetleri acayip betermiş Hindistan’da. Gündüz dar ve beli göbeği açıkta bırakan şıkır şıkır kıyafetler giyin siz, iş akşam uyumaya geldi mi nerede bir yamalı şalvar var giyinin üstünüze! Ayıptır ya:( Gerçi gördüğümüz kadarıyla, öyle anlaşılıyor ki, genelde üst değiştirmeden uyuyorlar:)

Lakin kız pek sevimli… Keira Knightley’in dili dışarıda gülümseyerek yakalamaya çalıştığı sevimlilikten çok daha iyi bu kız (Sanaya Irani)…

  • Kızın saçları belinin altında. At kuyruğu gibi değil de, Kisra Sarayının sütunları kalınlığında diyebileceğimiz bir gürlükte beline kadar iniyor kızımızın saçları! Makyajı ise her gün aynı koyulukta, aynı ağırlıkta… Ve Khushi, gece olup da o caanım allı morlu kıyafetlerini çıkarıp, üstüne gecelik niyetine çulçaputunu giydikten sonra; o upuzuuuun saçlarını açıp omuzunun üstünden öne doğru aldıktan sonra, tüm makyajıyla birlikte, bir sanat eseri edasıyla yatağına uzanıyor. Sabah olup da güneş doğduğunda; biz, kızın o açık bıraktığı uzun saçlarına dolanıp boğulma tehlikesi atlatmış olabileceğini yada saçlarının karyolanın ayaklarına dolanmış olabileceğini beklerken; kız aynı “sanat eseri” halinin “dinlenmiş” bir formu olarak yatağından doğruluyor. Normalde öyle bi’ makyajla yatılırsa, o yastık kılıfını 3 gün çamaşır suyuna bassan bile açıramazsın. Yani biz de yastığa sanat eseri gibi uzanmasını biliriz, lakin Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın alemi yok, biliriz ki o sanat eseri, sabaha,  geniş çaplı bir tuval çalışmasına dönüşecektir…

  • Bu sefer, kültürel bilgimin eksik kaldığını düşündüğüm bir durum söz konusu. Kız büstiyerli, belini göbeğini açıkta bırakan kıyafetler giyiyor, ama o boynundan arkaya doğru attığı (hiçbir yeri örtmeyen) şalı düştüğü yada uçtuğu zaman çıplak kalmış gibi tepki gösteriyor. İlk bölümlerde, şal düşünce (oğlan bile sakınıp direk yere bakınca) ben ‘Ne oldu ki ya, eğilip alsanıza şalı biriniz, yalandan gerilim yapmayın yahu, eğilmek ayıp bir şey mi?!’ zıplamalarıyla izliyordum ama sonra alıştım. Anlaşılan bunlarda şal düştü mü takke görünüyor:)

  • Dizi 2012 yapımı olmasına rağmen, kızın saçlarına arada bir “bizdeki 90ların düğün modasına” uygun bir şekilde maşa atmaları, bende Hindistan’da ki saç trendleri konusunda endişe uyandırdı…

  • Genel anlamda, bütün dizide “iç ses” kavramı çok az kullanılıyor. Herkes tek başınayken yada kalabalıktayken, deli gibi, (bağıra bağıra, uzun uzun, özneli yüklemli, çatılı geçişli, kollu bacaklı cümleler kurarak) kendi kendilerine dertlerini, sırlarını, planlarını, suçlarını, v.b. anlatıyor. Biz oturduğumuz yerden “Aaaabi deli misiniz divane misiniz?!” diye atarlanır iken tabii ki de buradan senariste çok ekmek çıkıyor;)

  • Jalebi denilen o diyarların ünlü bir tatlısı var. Kızımız da, ne zaman gergin hissetse, tedirgin olsa ‘dalgınlıkla’ bu tatlıdan tabiri caizse kazanla pişiriyor. Ama kız sakarlığıyla meşhur…  Ama bu jalebi, bizdeki lokma tatlısı misali, kızgın yağda kızartılıyor. Kızın dizi boyunca kızgın yağla yanmasını bekledim ama hala yanmadı. Dur bakalım daha finallemedik… {Sadistliğimden değil yahu, realistliğimden hep :)}

  • Khushi sakar dedik ama öyle sıradan bir sakar değil. “Yerden 2 santim yükseğe çıksa bile Darcy’nin kucağına düşme” konusunda altın madalya sahibi! Yani öyle sıradan bir beceri sayılamaz bu! Darcy’nin belinin çoktan ortadan ikiye kırılmış olması gerekiyordu bence, ama hala sağlam duruyor adam. Tabii ki de kız oğlanın kucağına düşer de oğlan onu hemen yere bırakır mı?! Kucakta yaşanan uzun bakışmalar… Ee çocuğun beli kesildi, o kadarı da hakkıdır diyorum:) Lakin kızın bu sakarlıklarından Darcy’e dizinin başından sonuna dek çok ekmek çıkıyor çook;)

     

Amma velakin araştırmalar öyle gösteriyor ki, bu ‘düştün-tuttum’ sahnelerini evde denememek gerekiyor:

  • Diziyi izleyenlere yada Hindistan Cumhuriyeti’yle ilgili akademik bilgiye sahip olanlara yöneltmek istediğim bir soru: Bu devlette evlilikler resmi makama bildirilmiyor mu? Evlilik sadece dini ritüellerden mi ibaret? Dizide böyle bir kısım var; spoiler olmaması için açıktan soramıyorum…
  • Hint filmlerinden ve kitaplardan filan, Hint kültüründe aile yapısının aşırı erkek egemen olduğunu biliyordum ama bu kadar da aşırı olduğunu bilmiyordum! Dizinin pek çok sahnesinde konaktaki kadınları omuzlarından sarsıp “Bu erkeklere ne yedirip içirdiniz de şimdi size böyle davranmaya cesaret edebiliyorlar?!” diye bağırınasım geldi… Yazık… Üzücü…
  • Arnav’ı canlandıran başrol oyuncusu Barun Sobti gördüğüm en kötü dans eden Hitli oyuncu;) Aslında bu beni rahatsız eden bir şey değil, zira bence erkeğin kıvırtamayanı daha makbuldür. Barun’un da kıvırtamadığını, o kıvrak Hint figürlerini bir odun edasıyla yapmaya çalıştığını gördükçe, oyuncuya daha bi’ ısındım ve çok güldüm:)

Videosunu da yayınlardım da neyse skandal çıkarmayalım şimdi:)

  • …Zaman mekan tanımadan esen aşk rüzgarlarını, sonu gelmeyen şal savaşlarını, üç bölüm boyunca konuşmayan başrol oyuncusunu, kızın başımıza dert olan kalp atışlarını; önceleri “N’oluyoo len?” diye karşılasak da sonradan “Hindistan’ın temsili aşk anlatımı” olarak algıladığımız bu öğelerin hepsini tatlılıkla kabullenip “Aay çok güzel ya!” diyerek bağrımıza bastık bile…

 

  • Diziden henüz 20-30 bölüm izlemiş iken kaşıntı listem daha uzundu. Lakin dediğim gibi, zehir büyük ölçüde kana karıştı artık …

            Bu kadar kaşıntıya rağmen hala uyuz kapmayanlarla birlikte, şimdi işin masal kısmına doğru yürüyebiliriz. Heyecanlanabilir miyim biraazzzz?! 

Dediğim gibi, başlangıçta rahatsız edici şeylerden bahsetmemin asıl sebebi, canını seven kaçsın diyeydi. Gayet yoğun bir gündeme sahip iken, bu dizi yüzünden, bir anda frene basmak zorunda kalmış biri olarak insanlık namına öncelikle herkese bi’ el aman vermek istemiştim. Verdim mi, verdim. Daha da kötüleyemem caanım diziyi, köprüden önce son çıkış, tüyen tüysün… 

Hintli Darcy & Elizabeth’i izliyoruz:

√ Fakir kızkardeşler: Bu dizide, kız kardeş sayısı ikidir. Tabii ki de bu kardeşlerin ikisi de birbirinden güzeldir. Kız kardeşlerden büyük olanı Payal (Jane’in dengi) saf, sessiz, kaderine razı ve içine kapanık iken; küçük kardeş Khushi (Elizabeth) ise yerinde duramayan, neşe saçan, şakacı, iyi dans/yemek/elişi yapan, becerikli, dikkat çekici, çenesi durdurulamayan, zeki ve tüm bunlara ek olarak sakarlıkta üstüne kimseyi tanımayan karakterde birisidir…

√ Zengin erkekler: Burada erkekler yakın dost değil, kuzendir. Ama Hint geleneklerinden ötürü kardeş gibidirler ve evlendikten sonra da (evlenmeden önce olduğu gibi) aynı konakta cümbür cemaat yaşamaktadırlar. Ve tabii ki erkeklerden en zengini olan Arnav (Darcy), erken yaşta anne babasını kaybetmiş yaralı bir mazisi olan, kaba, bencil, kibirli, gelenekleri reddeden, herkesin ürktüğü, dini hiç bir törene katılmayan, sinirlendiği zaman en yaşlısından en gencine herkesin korktuğu aşırı kuralcı biridir. Kardeşi gibi olan erkek kuzeni Akash (Bingley) ise, vur ensesine al lokmasını hesabı, anasının kuzusu hesabı, kuzeni Darcy’nin eğitimli finosu hesabı, evlensem de kızın bir dediğini iki etmesem hesabı biridir:)

√ Darcy’nin hasta kız kardeşi: Bu dizide Arnav’ın hasta ablası vardır. Abla (Anjali) hem fiziksel hem de psikolojik olarak zayıftır. Arnav, ablasına aşırı bağımlıdır; sinirinin, kural tanımamazlığının işlemediği tek kişi ablasıdır. Ablası evlidir. Anjali ve eşi de, cümbür cemaate dahil olarak konakta yaşamaktadırlar.

√ Darcy’nin kız kardeşinin eski nişanlısının, Elizabeth’e yanaşması: Dizide de durum böyledir; lakin daha afilli daha janjanlı bir durum söz konusudur! Bu ‘eski nişanlı’ karakteri (Wickham); dizide de, kitapta olduğu gibi;  görünüşünün tersine, yapmacıklığın, yalancılığın, ikiyüzlülüğün ve kötülüğün timsalidir ve Darcy’nin zıddıdır. Kitapta  yanlış anlamalara ve ayrılığa sebep olan bu konu, dizide de tüm yanlış anlamaların ve ayrılıkların ana sebebi olacaktır…

√ Darcy’nin Elizabeth’i istemeyen halası: Hindistan’daki geniş aile yapısına uygun olarak, bu öğeden, dizide bir değil 2-3 tane vardır:)

√ Darcy ile evlenmek istediği için entrika çeviren diğer kız: Ee elbette, olmaz mı hiç?! Hatta, sevimli olanı sevimsiz olanı gibi çeşitlerimiz bile mevcuttur:)

√ Jane ve Bingley’in evliliğinin, başkarakterler için, önce ayrılık sonra birliktelik vesilesi olması: Evet evet evet evet, aynen öyledir… Dizide; buna ek olarak, başroller arası nefretin zirveye çıktığı zaman dilimlerinde, Akash ve Payal’in evliliği kilit konumda duracaktır…

√ Jane’nin soğuk algınlığı vesilesiyle, başrollerin zorunlu olarak aynı evde kalması: Bu ve buna benzer pek çok olay aracılığıyla, başrollerimiz zorunlu olarak (hatta birbirlerinden nefret ettikleri zaman dilimlerinde bile) birarada  durmak zorunda kalacaklardır.

√ Darcy’nin kızkardeşinin Elizabeth’e olan sevgisi: Burada da Arnav’ın ablası Khushi’yi fazla fazla sevmektedir… Böyle görümce dostlar başına;)

√ At arabaları, uzun yürüyüş parkları, kabarık İngiliz elbiseleri: Bunlar yok. Bunların yerine; berbat Delhi trafiği, Arnav’ın beyaz jipi ve egzotik Hint elbiseleri var…

√ Olaylarının ilerlemesine ve dans sahnelerine vesile olan, balo ve partiler: Ailelerin koyu Hindu olmalarından mütevellit; mütemadiyen yapılan ayinler, şenlikler, festivaller, anma törenleri ve 1-2 hafta süren düğün törenleri bu meseleyi kökünden fazlasıyla halletmektedir.

√ Darcy ile Elizabeth’in zıtlık ve çatışmaları: Tıpkı kitaptaki gibi, küçük bir taşra çevresine mensup olan Khushi kendi kendini yetiştirmiş, oldukça zeki, nüktedan ve canlı bir yapıya sahiptir. Davranışları serbest ve dili de iğneleyicidir; lakin aynı zamanda iyi niyetli ve candan bir yaradılışa sahiptir ve bir hayli de gururludur. Tüm vaktini çınçınçın konuşarak ve çevresine yardım ederek geçirir. Hintli Darcy (Arnav) ise Khushi ile tamamen zıt yapıdadır; oldukça ciddi, gururlu ve kibirli olan bu genç adam, taşra kasabasından gelen insanlara ve Khushi’ye karşı fazlasıyla hor gören ve soğuk bir tutum takınmıştır her zaman. Arnav Hindistan’da var olan kast sistemine göre bir soyludur ve sınıfının değer yargılarını aşamadığı gibi sahip olduğu güç ve paranın her şeyin üstünde olduğuna inanmaktadır.

Austen, Aşk ve Gurur’da Elizabeth ve Darcy arasında gelişecek olan tutkulu aşkı zıtlıklar ve çatışmalar üzerine inşa eder. Dizide de, davranış ve karakter açısından olduğu kadar, ait oldukları toplumsal sınıf açısından da birbirlerinden oldukça farklı olan bu iki insanın ilişkileri gurur ve önyargı yüzünden bir türlü yolunda gitmez; ancak en sonunda gerçekler ortaya çıktıkça ve ikisi de birbirleri hakkında peşin hükümlü olmakla yaptıkları yanlışları fark ettikçe bir araya gelebileceklerdir.

√ Elizabeth ve Darcy’nin kavuşmasıyla, kitabın anında sona ererek hevesimizin kursağımızda bırakılması: İşte tam bu noktada, dizi bizi adeta ihya etmektedir! Arnav ve Khushi’nin sadece kavuşmalarını değil; düğünlerini ve evliliklerini de izleyeceğizdir…

    

“Karşılaştırmalı masal anlatımı” kısmını henüz bitirmiş iken, diziyle ilgili olmazsa olmaz dediğim bir kaç noktaya daha parmak basmak istiyorum:

  • Arnav; gururlu, kibirli, taş kalpli ve önyargılı olması sebebiyle, Khushi’yi sevdikçe bu yeni duygularını gururuna yediremez ve öfkelenir. Bir süre, öfke tarafından ele geçirilmiş, devamlı Khushi’ye saldıran, zarar veren bir Arnav izleriz.   Lakin bu noktada Arnav gücü nispetinde kıza gerçekten zarar vermektedir (Kızı birinci katın camından aşağıya attı daha ne diyeyim!). İnsanların önünde Khushi’ye ettiği hakaretleri de değil Khushi, Khushi’nin on sülalesi gelse kaldıramazdı. Khushi de gururlu ve sivri dilli olunca bu ikilinin ciddi karakolluk olabilecek kavgalarına seyirci olduk. Ama kızı camdan aşağıya atsa bile, kızın parmağına iğne battığı zaman ortalığı ayağa kaldıran bir Arnav izlediğimiz için aşk ve gururun tek bünyede ki savaşını izliyorduk aslında. Arnav’ın Khushi’ye “Welcome to hell!” dediği sahneyi daha unutmadık… Bu kavgalar esnasında birbirlerine sıcak çay, kahve, temizlik kovası suyu fırlatmaları gibi şeyler artık işin en zararsız hali olmaktaydı:)

  • Tüm öfkesine ve  nefretine rağmen, Arnav’ın, zaman zaman Khushi’ye bakarken adeta “hattan düşmesi”; zaten kalbini dizginlemekte zorlanan Khushi’nin aklını iyice karıştırır. Arnav ve Khushi’nin bu ‘hattan düşme’ sahnelerini izlemelere doyamamaktayızdır;)

  • Arnav daha sonra Khushi’yi sevdiğini kabullense de, araya giren başka sebepler dolayısıyla kızdan nefret eder. Nefreti, her iki taraf için de, öfkesinden daha yıpratıcı olur.  Lakin Arnav, kıza olan nefretinden dolayı kızı duvardan duvara bile çalsa, kızdan ne bir santim uzak, ne de bir saniye ayrı kalabilmektedir.  Khushi’nin ‘pansumanını’da asla ihmal edemez…

  • Dizide ki komedi unsurunu götüren kişi Khushi’dir. Khushi yaramazlıklarını, acarlığını en ‘korktuğu’ sahnelerde bile elden bırakmaz. Taklit konusunda da hayli başarılıdır:) Khushi’nin, Arnav’ı uyuz etmek için, zırt pırt söylediği “Aaj mausam hai suhana” şarkısı da en sevdiklerimizdendir:)

  • Dizide, taş kalpli bir buzlar prensi olan Arnav’ın, Khushi’yi sevdikçe güzelleşmesi söz konusudur. Öyle ki, en nihayetinde bize “Ne kadar da güzel sevdi yahu…♥♥” dedirtecektir…

Sırasıyla:       “Öfkeli”,      “Hattan düşen”,        “Seven”,        “Çok seven” Arnav…

Bu kadar sözel bilgiden sonra artık görselliğin dibine vurabiliriz!:

  • 1) Benim hazırlamadığım, ama yaptığı videoya bakarak diziye aşık olduğunu düşündüğüm bir fanın hazırladığı, diziyi genel anlamda tanıtan başarılı bir video:

  • 2) Bu video bir kolaj çalışması değil! Direk olarak dizinin bir sahnesi! Ben bu sahneye aşığım! Bitiyorum bu sahneye yahu;) “Seni seviyorum demeden yapılan aşk itirafları” olayı vardır ya; işte bu sahne bu olayın kralıdır, ağa babasıdır:) “En iyi aşk itirafları” listeme ilk beşten giriş yapacağı kesin.  (SPOİLER BAŞI) Bu sahne Khushi’nin ablasının düğününden bir bölüm. Hint geleneklerine uygun olarak yapılan düğünde Khushi kızımız 4 performans sergileyecektir. Bu videoda ki de Khushi’nin üçüncü performansıdır. Khushi nasıl bir koreografi hazırladığını ablasına bile söylememiştir. Sahneye çıkıp da, Arnav’ın ev sahibi olduğu bir düğünde, Arnav’a meydan okuduğu anda düğünde bulunan hem kız tarafı hem de erkek tarafı şok olur! Ben de çok şaşırdım. Hatta ablası gibi ben de “Khushi yapma, kaşınma Khushi” dedim. Khushi, dans koreografisini, Arnav ile kendisi arasında geçen olaylarla süslemiş ve popüler bir şarkıya Arnav ile ilgili yeniden söz yazmıştır. Bugüne kadar değil güldüğü, gülümsediği bile nadir olarak görülmüş olan Arnav’ın ne kadar sinirleneceğini, başta ablası olmak üzere, herkes gerginlikle beklemektedir. Ben de gergin gergin izlerken, Khushi’nin “onu laptopuyla nişanlandırın” demesiyle kahkahayla kopmaya başladım. Arnav bi’ pislik çıkarmasa bari diye beklerken, Arnav’ın o taş kalbinin bile böyle bir itirafa dayanamayacağını görmüş olduk! 😉 Arnav, Khushi’nin bu gizli  itirafına, kızımızın dördüncü ve son performansına aniden müdahil olarak oldukça ‘şiddetli’ bir cevap verir. (SPOİLER SONU) Aşık olduğum bir sahne olduğu için daha kısa açıklama yazamazdım. Bekar ablam olsa düğününde böyle bir skandal patlatmak için kolları sıvardım yani sahnenin o derece hastası oldum! Ya da kendi düğünümde böyle  bir skandal organize etmeliyim! 😉 Zaten videoyu mütemadiyen izliyorum ve maalesef her izlediğimde bana yine aynı enerjiyi veriyor! Tükendim artık, bıksam da kurtulsam;)… Aşağıdaki video Türkçe altyazılı ama görüntü kalitesi düşük. Mimiklere yazık olmasın, altyazısız ama HD olarak da izleyeyim diyenler şurdan tıktık. Buyrun efendim sahne Khushi’nin:
  • 3) Bu videoda izleyeceğiniz sahne de dizide sevdiğim sahnelerden: İki dakikalık bir iş için konağa uğrayan Khushi, istemediği halde Arnav’la karşılaşır. Arnav’dan, köpeğe atsan yemeyeceği bir kamyon hakaret işiten Khushi, konaktan incinmiş şekilde çıkmaktadır. Arnav hakaretlerini tüm konak ahalisinin önünde etmiştir; lakin kimse Arnav’a gık diyemediği için, konak ahalisi şimdi Khushi’nin gönlünü almak istemektedir. Popüler bir film olan “The Dirty Picture” filminin en popüler şarkısını Khushi için canlandırırlar… (Biz olsak mezdeke açardık, Hintliler hemen bi’ klip çeviriverdiler ayak üstü.) Kadınlar, konağın altkatını eğlence mekanına çevirmiş iken, bu eğlenceli dans sahnesi, burnundan soluyan Arnav’ın ,”Evde bu ne gürültü!” diye homurdanarak altkata gelirken, Khushi’yi görünce ‘hattan düşmesiyle’ son bulur;)… Bu sahnede çalan şarkı da dinlemelere bıkamadığım, her seferinde aynı enerjiyi veren bir şarkı…

  • 4) Dizinin ünlü müziklerinden “Teri Meri” şarkısıyla hazırlanmış olan, biraz spoilerlı kolaj bir video:

Veda Notları:

>Youtube videolarını tekrar tekrar izlemekten diziye devam edemeyen biri haline gelmiş bulunmaktayım. Kendimi dizginlemesem 20 tane daha video eklerim ama burada duruyorum artık…

>Yazı uzun oldu zannımca… Ama yazının orjinal halinden ne kadar gif ve fotoğraf çıkardığımı, kaç paragraf sildiğimi bilseydiniz böyle demezdiniz… Hem bundan önce yayınladığım son yazının tarihi bir yıl önceyi gösterdiğine göre, bir senelik hakkımı toplu kullandım diyelim;)

>Eğer ben, içimdeki fangirlü adeta döverek susturmasaydım bu yazı çok daha uzun olurdu. İçimdeki fangirl her lafa girmeye kalktığında adeta kafasına vurarak uzaklaştırdım yazıdan; her seferinde “Bunları biz büyükler okuyacağız sen dur!” dedim. Şimdi odanın köşesinde ağlıyor içimdeki ergen;) Lakin içimdeki çocuk kadar içimdeki ergeni de beslemeyi kendime yol edinmiş biri olarak, arada ona da söz hakkı verdim tabii ki; ama attığı fangirl çığlıklarını, ağzının kulaklarına vardığı yerleri yazmadım. Diziyi izlerken içimde adeta baloncuk birikiyordu; çoğunu patlattım rahat ettim;)

>Şimdi gidip izlemediğim ilk 88 bölümü, sonra da kalan son 70 bölümü izleyeceğim. Yani başlangıçta uzun diye dırdır ettiğim diziye şimdilerde, bitmesin diye, takla attırıyorum…

>Nefertiti “Arnavlamak”tan bahsetmiş. Arnavlananlar; henüz arnavlanmayanları arnavlayabilecekleri gibi, çoktan arnavlanmış olan bizlerle de iletişime geçebilirler tabii ki;) Arnavlanan yada arnavlanmayan herkesi bekleriz… 😉

Dizi bittiği zaman isteseniz de istemeseniz de öğrenmiş olacağınız kelimeler: Hindistanın 2 tane resmi dili var; İngilizce ve Hintçe. O sebeple konuşurlarken cümlenin yarısı İngilizce yarısı Hintçe olan ortaya karışık bir konuşma dili kullanıyorlar. Hintçe’de (Arapça’dan kaynaklı) Türkçe’yle ortak olan pek çok kelime var; hatırlayabildiklerim şöyle: Nefret, muhabbet, aşk, beraber, çatı, perişan, lakin,v.b…  İngilizce olarak öğreneceğimiz yegane kalıp ise: What the! 😉 Eşantiyon: LaadGovernor!

Diziyi bir de biz görelim ama uğraştırma bizi diyorsanız: **EDİT** Nefertiti‘nin  ve Kore Delisi‘nin bloglarındaki yazılardan diziyle ilgili formal/informal bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.
Lakin okuma yapmadan diziyi hemen izlemeye başlamak istiyorsanız 3 farklı siteden izleyebilirsiniz:
1) Yeppudaa sitesi (Çeviri devam ediyor.) (Üyelik gerekmiyor.)
2) BollwoodFanatikleri sitesi (Üyelik gerekiyor.)
3) Bollywoodtc sitesinden 1-84 arası, 85-159 arası (**EDİT** Bu site yayın hayatını sona erdirdi, lakin emekçileri anmak adına yinede hatıra olarak dursun burada 😀 RIP 😉 )

4) Kanal 7‘de “Bir Garip Aşk” ismiyle Türkçe dublajlı izlemek için TV’nizi de açabilirsiniz, internetten de izleyebilirsiniz. Bir Garip Aşk dizisini resmi sitesinden izlemek için buraya tıklayınız. (Dizi yayınlanmaya devam ediyor.)

Her iki sitedeki çevirmenler de farklı. Çevirmen konusunda titizseniz ikisini de deneyerek kendiniz bir sonuca gidebilirsiniz; lakin ben görüntü kalitesi faktörünü de ekleyerek bakınca yeppudaa’dan memnunun şimdilik…

**DEV GİBİ BİR EDİT**: Ben bu yazıyı yayımlayalı 2 yıl olmuş bile… 2 yılda köprünün altından ne sular aktı ne gemiler geçti tey tey tey… Bu süre zarfında Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon dizisinin namı diyar diyar gezdi dolaştı da Türkiye’de de kendine ses buldu bile. IPKKND dizisi Türk kanallarında yayınlansın diye dizinin fanları evvelden epey etkinlik yapmışlardı zaten. Kendilerine direk müracaat edilmiş olmasa da bu uzaktan gelen RabbaaVeeee nidalarına kulak veren Türk kanalı KANAL7 olmuş. IPKKND dizisi, BİR GARİP AŞK ismi ile hafta içi her gün saat 16:00’da Kanal 7 de Türkçe dublajlı olarak 9 Kasım 2015 tarihi itibari ile yayınlanmaya başlamış bile. Diziyi Türkçe dublajlı takip etmek-izlemek isteyenler dizinin resmi sayfası için şuracıktan tıklayınız:) İyi seyirler Türkiye, haydi Rabbeve’niz bol ola…    

Ben dizinin aslını izlemiş biri olarak ve normalde de filmleri orjinal dillerinde izlemeyi seven biri olarak şahsen dublajlı halini takip etmeyeceğim. Amma velakin dizi Kanal 7 ekranlarında bildiğin HD yahu! Görünce gözlerim açıldı resmen 😀 IPKKND dizisinin sevdiğim sahnelerini HD olarak, hem de büyük ekranda, Bir Garip Aşk adı altında izlemeye elbette tavım 😉

**Dedikodu Editi**: “Dizi çok aldı yürüdü, önünü alamadık” diyen Hint yapımcılar diziye, dizinin orjinal oyuncularıyla, özel bir bölüm çekmektelermiş şu günlerde… Olur yani bence, çok da güzel olur 😀 😀 ❤ ❤

Reklamlar

42 Yorum

Filed under Diziler yola çıktı geliyor..., Genel